Size de oluyordur muhtemelen içinizde tutunduğunuz o son kale.
Ne olursa olsun orda olduğuna inandığınız hep yakın; Oğuz Atay’ın Olric’i gibi konuştuğu, hissettiğiniz O’na içinizi döktüğünüz, manasız zamanlarda aklınıza gelen ama yazmadığınız; içinizden O’nunla sohbet ettiğiniz zamanlar.
Arada yokladığınız eksikliğini hissettiğinizde tüm domino taşlarının yıkılacağını bildiğiniz, arka koltukta unutulmuş ama hep var olan sonunda aşkı bulmuş gibi sevineceğiniz mutlu olacağınız ‘o’
İşte öyle bir hikaye bu…
Yıllardır var hayatımda ve iyi ki dediklerimden. Ruhunun bir yerde daha önce rast geldiğine emin oldun ama kanıtlayamadığın o kişi sana sesleniyorum.
Ben hayatı romanlardan şiirlere oradan da şarkılara yaşıyorum sende bu sıramalarda tüm adımları tanımlayan (tamamlayan) kişisin. Kıymetini bil yada bilmeliyim bilmiyorum onu zaman gösterir… ki o zaman dilimi baya büyüdü.
Öyle bir rüyasın sen…
Seni beklerken herkes sana benzedi ve hatalar yaptım. Bir şarkı yanaştı iskeleye kelimeler şuan sana benziyor. Gün doğumuna kadar konuşmamızda etkili olmuştur tabi ama oraları karıştırılmayalım. Henüz tramvayı raydan çıkarmaya niyetim yok bendeki öyle bir otokontrol. Neyse geçelim bunları.
Hissettirdiklerin öyle derin öyle güzel.
Mesela biz birbirimizle ilgili her şeyi bilmiyoruzdur. .Mesela sevdiğin renk ne , yada sevdiğin yemek….
Gün batımını beraber hayal ettiklerin, yana yana olmayı dilediklerin; rengi ne olursa olsun tüm gerçekliğiyle ruhunu bildiğin insanlardır. Sanırım öylesine güzel bir ilişki bizimki bunu da bozmak istemiyorum . Daha önce hiç denemediğim ama bana kendimi iyi hissettiren bir bağ bu. Gerçekle bozmak istemiyorum. Belki bozulmaz ama riske değer mi..Hele ki benim gibi garantici biri için. Zar atma çağını geçtik ben olmazlara tutunmayı seçiyorum belki de ikimizde çok kırılmışızdır.
“Yaşarsak göreceğiz Olric. Yaşamaktan korkmazsak göreceğiz.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder