16.1.17

SON

insanları geride bırakmayı bilmek lazım...
mucizeleri unut sana dair aşk kalıntıları yok içimde. benim için değerlisin ama o kadar...
ve söz bitti!
yarınları olmayan şeyler için çabalamamam gerektiğini sen öğretmiştin. tıpkı özledim dedikçe özlemek dostuktandır dostluğundan öte bulmalıyım dediğin gibi. yüreğimin özlemi kalmadı aşka. senden sonrada fazlaca pişti bu kalp. aşık oldum dediğim adamın düğün davetiyesinide gördü bu gözler, sonra çivi çiviyi söker diyip yanlış sevdalara tutunup düştüğünde de kanadı dizler.
 işin özü izi kalıyor aşkların ama düzeltemediği gibi tekrar kanatmıyor. eski defterler gibi biri hatırlatana dek ya rafta yada çekmecede tozlanıyorlar. bitmiş bir kitaba kapağı tekrar açınca yeniden başlayamazsın. bitmiş hikayelere yeni sonlar yazamam. Çocuk ruhumun bitmeyen masallara ihtiyacı var. kalbimin ise gerçek hikayelere!


"Oysa sen ucu kırık bir kalem gibisin. Seninle yazamam."

7.1.17

Geri DÖN

Nerden başlamalı bilmiyorum...
Geri döndüm, 
"bu aralar elimizde güzel olan ne varsa tutunalım" ruhuna büründüm belkide o yüzden yeniden yazma isteği belirdi içimde. Bir yerlerde izi kalsın istiyorum, düşüncelerimin hissettiklerimin yaşamımın bir yansıması olsun. nehre yazar gbi su nereye götürüyorsa artık onları... 
 üniversitede başladığım kopuk bloger maceramın devam etmeli dürtüsüyle yazıyorum belki biraz günümüz şartları gündem beni buna itti bilemiyorum ama sözün özü burdayım..


not: bu bir geri döndüm yeni yeni yazılarla görüşmek üzere mahiyetinde göz kırpan bir adet Meriç kişisi selamı oldu. bebek adımlarına geri döndük yanımda olursanız sevinirim ;)

10.10.15

Bu sefer....

       Aşkın emek harcanarak zamanla oluşacağına inanmaya başladım. Çünkü öncesinde ne vakit yekte aşık olsam yaşayamadım onu. Acının tiradı da burada başladı bende. Benim için önemliydi sebepsizdi başkaydı âniydi ama acı veriyodu.
       İlk görüşte olduğu gbi yada hayalle gerçek arasında sıkışır hissiyatında.... artık aşkın taş gbi bir köşede öylece durup ağırlığıyla bana eziyet etmesine gücüm yok zamanla yoğrularak oluşacağına inanıyorum. Her gün biraz daha sevmek gibi.İçine işleyen kötü urdan kurtulmaya çalışmaktansa. Benle büyüyen bir duyguya raziyim.
        Aşkın darası nedir bilmiyorum, dönüşürmü sevgi yoğrula yoğrula aşka ondan da emin diilim. Ama herşeyi ilk onla yaşamak guzel...

7.2.15

Üç Kız Kardeş

Daha önce yazılmış ama bir türlü taslak halinden çıkarılamamış bir yazı daha.. nihayetinde hayat buldu;

Aralık ayının güzel günlerinden biri cevahir'in oyun salonlarından bilmem kaçıncısındayız. Sahnedeki oyun "üç kız kardeş" ben ve o sıralar o etkinlik benim bu etkinlik senin diye dolaştığım ekürim teyzem ile izlemeye gitmişiz. Oyun üzerine eve geldiğimde yazdığım bir yazı. Aslında pekte tiyatro uzmanı olmayan birinden naçizane oyun izlenimleri. Yeniden sahnelenirse gitmeniz şiddetle tavsiye edilir.

                                                                        *  * * 

Sahne dekoru müthiş. En çokta tavandan sarkıtılan martılara hayran kaldım. Çehov ve moskova tiyatrosu esintileri oyunda da hissettirdi kendini. İstanbul'daki diğer sahnelerle karşılaştırılınca biraz küçük kalan bu mekanda bile iyi iş çıkarmışlar insanı boğmayan bir sahne dekoru ortaya koydukları için ekibi ayrıca tebrik etmek gerek.


             Müziğin güzelliği ve etkileyiciliği arada durağan giden olay örgüsünü çekilebilir kılmış. Çehov'un yer yer insana kendini sorgulatan nüktelerini hissettikçe insan arada bir kendini sorgulamıyor değil. Ve her zaman ki gibi bu oyununda da toplumun her kesiminden bir karaktere rastlamak mümkün.  

            Ablalar Olga ve Maşa'nın oyunculuğuna hayran kaldım. Olga'nın idealist öğretmen imajı Maşa'nın git gelleri oynayan evli ama oyunun güçlü karakterlerinden Verşinin'e aşık kadın rolü yakışmış. Küçük kız kardeş İrina'nın performansını oyuncunun bana göre yapmacık mimiklerinden mi bilmem yada rolün gerekliliği şımarık kız çocuğu havasından mıdır bilemem pek içim ısınamadı. Ama onunda tabi ki olay örgüsünde çok kilit noktalarda katkısı büyük. Güzel alımlı İrina'nın eve gelip giden Vasili'nin ki kendisi günün ona dayattığı zorunluluklardan çok felsefeyle ilgi alakasıyla repliklerinde Çehov'un yansımalarıyla izleyicileri etkilediği yakışıklı subaya olan ilgisi "aşk mı mantık mı" arasında gidip gelmesi ve nihayetinde oyun boyunca  her dialogta kendini hissettiren moskova özlemleri neticesinde yıllar sonra zengin bir eş ile Moskova trenine doğru yolculukta kendini buluyor. Ama ne var ki eşi trene binemeden eski aşkı vasili ile girdiği düelloda öldürülür. Ve yine tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi İrina'nın hayalleri, umutları aşkının eliyle hayal kırıklıklarına bağlanıyor. Ağabeyleri Andrey'in bu olaylar silsilesi boyunca evde terör estiren aynı zamanda kız kardeşlerinin nefes alanını da daraltan yırtık eşi Natalya yanında silik ama bir o kadarda donanımlı çok okuyan yazan sanatla ilgili keman çalan karakteri kız kardeşlerinin profesör yakıştırmasına zıt belediye yazmanı olarak çalışıp tıpkı günümüzde ki gibi güne yenilen istediği işte çalışamayan mutsuzlara yerinde gönderme olmuş. 

                Tabi birde Subay Verşinin karakteri vardır ki oda ayrı mutsuzluk tabloları çizmekte. Bir yandan eleştirdiği dünyaya tahammül edemezken bunu değiştirmede adım atmakta tereddüttedir. Gelişen dünyadan yeni umutlardan bahsederken kendi umutları için hiç bir şey yapmamaktadır. Ve bunlarda onun pişmanlıklarına yenilerini ekler. Mutsuzdur mutluluğu yakalayacağına inanmaz ve ona göre mutluluk gelecek kuşakların hakkıdır.
Verşinin
"Sık sık düşünürüm: Yaşama yeniden, ama bu kez bilinçli olarak başlanabilseydi? Yaşamış olduklarımız, hani derler ya, taslak, öteki de onun temize çekilmişi olsaydı, ne olurdu acaba? Sanırım her birimiz, her şeyden önce, yaşamış olduklarımızı bir daha yaşamamaya, ya da hiç değilse, kendimize bambaşka bir yaşam ortamı, ne bileyim, söz gelimi, böyle çiçeklerle dolu, ışık içinde bir ev yaratmaya çalışırdık… Bir karım, iki de küçük kızım var. Ayrıca, karımın sağlığı pek iyi değil, falan filan. Eh işte, yaşama yeniden başlanabilseydi, evlenmezdim… Hayır, kesinlikle evlenmezdim"



14.12.14

Her şey artık her şey

                                           ***
(bak tam burası en yararlı yerim benim.insanın uyku dediği.)

Tamam. Çık. Şekerler al dışardan yeşil ve jöle
Bu evde uykudan söz etmeyelim,
Getir hatıranı, ko gelsin o da, ben senin hatıranı öpüp başıma
Ama döndüğünde Mihrimah. N'olur uyuma!

N'olur uyuma. Yağmur. Sakin sakin. Ara ara. Yağıyor
Uyuma! Her şey artık her şey tüccarların elinde.
Biz seninle kışa girmiş iki sardunya gibi
Oturacağız, bekleyeceğiz. N'olur uyuma!

Uyuma!

Ateşim vardı. Sıçradım mı?
Sıçradım mı?
Bilmiyorum ki! Hep altta kalmıyordur
belki hatira

Birhan Keskin


"insanın en yaralı yeri kalbiymiş meğer ben bilmiyormuşum. Altta kalmıyormuş hatira uykusuzluğum bundanmış öyle öğrendim."

6.12.14

mazi



bir zamanlar çok dedim dinlemedi...

14.11.14

INSAN BAZEN

( nerden düştü ki aklıma.... )




insan bazen... bırakır bir yanını dünden kalmış bulaşıklara bazen yeter! der. Kapıdan on adım ötede alır yapacağı şeyin kararını ama o on adım bazen ileri götürür bazen geriye düşürür. Bazen aşka götürür bazende uzaklaştırır.

Foto:mariamsitchinava

19.10.14

sesimdeki yalanları doğrulara çevirelim bugün...

Neler oldu biraz hayata değinelim;
Amaçsız belkide aylak meriç kişisinden bir adet meemur olur fikrine kapılıp kpss sürecine dadandım. ama bu bünyeye ders çalışmak tersmiş unuttum. O yetmedi bir vakitler ki hayallerin peşine adımlar atıldı yani itinayla hayaller güncellenir de umarım bu sefer pes etmem. Sonrası aşklar ilişkiler çorba kıvamında geçti zaman.
Artık olay yerinden bildirme sürecine geçtim. Arkası yarın... görüşmek üzere

17.8.14

GERÇEK ŞU Kİ...

" gerçeklik istediğimiz her an sanata dönüştürebileceğimiz bir şey değil ki.
 elimizin altında bir şey değil ki gerçek. 
onu simyacı gibi alıp hoop sanata dönüştürelim şiire dönüştürelim..." 

Aynen öyle... Hele ki "Gerçek nedir?" diye sorgulayan bir bünyeye sahipsen dahada zor. Yaşanılanları önce bünye özümseyecek ki zamanla gerçekliği kazansın öğrenilenler. 
Sonra sonra dökülüyor içindekiler. Kimi gerçekliğini yitirerek kağıda kimi gün yüzünü göremeden suya yazılıyor. Ben sahibine ulaştığını hiç görmedim. Sayısız gerçekliğin çöplüğünü oluşturuyor not defterim. Ulaştırabildiklerim yani titrek ellerin tereddüt eden aklın elinden sıyrılanların da yaşadığımı sandığım gerçekliğe haiz insanlara gidememiş meğer benim gerçeklerim onların değilmiş.

12.8.14

uzun bir ara vermişiz. derin bir soluklanma dönemi olmuş belkide soluklanamama dönemi. bilemiyorum hayat çelişkilerle dolu. Hani kendinden bir parçadır bırakamazsın ya onun gibi sürekli geldim ben siz fark etmediniz. elim vardı da yüreğim yetmedi yazmaya bakıp bakıp çıktım mekana. Ama bu tutukluluğa son verme zamanı geldi...

Sayfalar